Şekib Avdagiç
İstanbul Ticaret Odası Başkanı
Enflasyonla Mücadele Programı önemli kırılganlıkları ortadan kaldırırken, anlamlı bir dengeleme etkisi de üretmiştir. Para politikasındaki sıkı duruş, iç talep kaynaklı enflasyonist baskıların hızını yavaşlattı. Ve fiyatlama davranışlarında kademeli bir normalleşme eğilimi oluşturdu. Döviz kurundaki görece istikrar, beklenti kanalı üzerinden enflasyon ataletiyle mücadeleyi destekleyen önemli bir unsur oldu.
Finansal istikrar tarafında ise risk primindeki gerileme ve portföy akımlarındaki dengelenme, programın dış kırılganlıkları azaltıcı etkisini güçlendirdi. Bununla birlikte bu kazanımların kalıcı hale gelmesi, para politikasının yanı sıra mali disiplin ve yapısal reformlarla desteklenmesine bağlı görünüyor.
Yılın ilk 6 ayında sepet kurun ortalama artışı yüzde 7,03 iken, TÜFE-ÜFE ortalaması yüzde 16,9 oldu. Böylece ilk 6 ayda kur ile enflasyon arasındaki fark 9,9 puan olarak gerçekleşti. İhracatçılar, dövizle iş yapanlar, turizm sektörü, hizmetlerdeki birçok sektör ve bunlara çalışanlar ilk 6 ayda oluşan bu 10 puanlık farktan olumsuz etkilendiler. Dolayısıyla bu konunun da mutlaka dikkate alınması ve bununla ilgili bir çözüm oluşturulması gerekiyor.
Enflasyonla mücadele önceliğimizi tehlikeye atmayacak şekilde finansman ve kur politikalarını revize ederek ihracattaki sıkıntıları aşabileceğimize inanıyoruz.
SANAYİNİN MİLLİ GELİRDEKİ PAYINI YÜZDE 25’E ÇIKARMALIYIZ
Türkiye tüketimle büyüyen bir ülke olmamalı. Mutlaka üretimle büyüyen bir ülke olmak zorunda. Sanayinin milli gelir içindeki payı 2021 yılında yüzde 25,5’e kadar çıkmıştı. 2026’nın itibarıyla pay önce yüzde 17,7 seviyesine indi. Türkiye’nin mutlaka bu oranı önce yüzde 20’ye sonra yüzde 25’e çıkarma konusunda, daha evvel başardığımızı tekrar başarmak zorunda olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Üretim yapımızı yukarı taşımadan ve bunu sürekli kılmadan ihracatta sıçrama yapmamızın mümkün olmadığını düşünüyorum.
Mal ve hizmet ihracatımız ilk çeyrekte geriledi. Net ihracat büyümeye 5 çeyrektir üst üste negatif katkı yapıyor. Bu çok dikkat edilmesi gereken bir konu. Bir çeyreklik değil, arızi bir durum değil. 5 çeyrektir ihracatın büyümeye katkısı negatif. 2024 yılından bu yana yatırım malı ithalatı, tüketim malı ithalatının gerisinde kalıyor. Bu da çok önemli konu.
ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA 3 FARKLI ALANDA SIÇRAMA YAPABİLİRİZ
Öte yandan yüksek faiz ortamı, reel sektör üzerindeki baskısını sürdürüyor. Özellikle ihracatçı şirketler yüksek finansman maliyetleri ve zayıf dış talep nedeniyle kârlılık baskısını giderek daha fazla hissediyor. Nitekim son büyüme verileri, ‘gayrisafi katma değer’ içinde kâr anlamındaki ‘net işletme artığı’ payının düşüş kaydettiğini gösteriyor.
Sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi odaklı, ihracata dayalı ekonomi modelinin güçlendirilmesini temel öncelik olarak görüyoruz.
Avantajlarımızı doğru kullanabilirsek, önümüzdeki 10 yılda üç farklı alanda sıçrama yapabiliriz. Bu avantajların ilki, üretim ve ihracat merkezi olma potansiyeli, ikincisi lojistik merkez olma potansiyeli, üçüncüsü de enerji ve teknoloji merkezi olma potansiyelidir. Yeni teşvik kararları, bu anlamda büyük bir adımdır.