New York’un Doğu Nehri kıyısında yükselen o meşhur cam bina, 81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda belki de tarihinin en büyük ontolojik krizlerinden birine sahne oldu.
Dünya, çok taraflı diplomasinin can çekiştiği, güç dengelerinin çoktan yeni eksenlere kaydığı ve insanın kendi yarattığı bir teknolojiyle –yapay zekâyla– girdiği o amansız iktidar savaşının ete kemiğe büründüğü bir “Zamanın Ruhu” (Zeitgeist) anına tanıklık etti.
Görünen o ki, küresel kararlar artık BM kürsülerinden ziyade, diplomatik teamülleri yerle yeksan eden ikili zirvelerde ve vizelerin iptal edildiği gölge oyunlarında alınıyor.
Bir Ekrana Sıkışan Ülkeler ve 30 Metrelik Kırmızı Halılar
Diplomasinin en temel kuralı, tarafların eşit şartlarda aynı masada oturabilmesidir. Ancak bu yılki zirve, ev sahibi ABD’nin bu asırlık kuralı nasıl rafa kaldırdığının bir belgeseli niteliğindeydi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a vize verilmeyerek onun bir video bağlantısına hapsedilmesi, aynı günlerde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun New York’ta bizzat ağırlanması sadece bir taraf tutma meselesi değildir. Bu durum, BM’nin tarafsızlığının ve diplomatik ev sahipliği hukukunun fiilen iflas ettiğinin ilanıdır.
Fakat asıl sarsıcı mesaj, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’den geldi. Xi, BM Genel Kurulu’nu tamamen es geçerek, Donald Trump ile Joint Base Andrews üssünde o meşhur 30 metrelik kırmızı halıda ikili bir zirve yapmayı tercih etti. Bu fotoğraf karesi, küresel gücün çok taraflı platformları (BM gibi) nasıl arka plana ittiğinin; dünyanın kaderinin artık “iki büyük güç” formatında, doğrudan kapalı kapılar ardında çizileceğinin en net kanıtıdır.
Öte yandan, Kolombiya’nın yeni Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella’nın iç politikaya sadakat uğruna New York’a gelmeyip, yazdığı metni Başkan Yardımcısına kendi ağzından okutması, uluslararası arenada sesin nasıl gönüllü olarak kısılabileceğinin ilginç bir tezahürüydü.
İnsanlık Kendi İradesini Devretmeye Hazır mı?
Bu yılki Güvenlik Konseyi’nin duvarlarına çarpan en sert tartışma sınır ötesi savaşlar değil, silikon çipleriydi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın “Direksiyon başında her zaman insanlar bulunmalı” şeklindeki haklı haykırışı, eski kıtanın olarak anılan Avrupa’nın regülasyon ve etik kaygılarını temsil ediyordu.
Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın, yapay zekâ risklerini bir “aldatmaca olarak niteleyip Çin ile girilen amansız teknolojik yarışta hiçbir kısıtlamaya gitmeyeceğini ilan etmesi, meselenin sosyolojik ve ekonomik boyutlarını bir çırpıda gözler önüne serdi.
Küresel bir AI güvenlik mimarisi kurma umudu, büyük güçlerin teknolojik silahlanma yarışına kurban edildi. Artık soru yapay zekânın dünyayı nasıl değiştireceği değil, kontrolden çıkan bu gücün ulus devletleri nasıl yeniden dizayn edeceği konuşulmaya başlanacak.
Otel Lobilerindeki Gölge Savaşları
Zirvenin gerçek nabzı ise genel kurul salonunda değil, New York’un lüks otel lobilerinde ve diplomatik misyonlarda atıyordu. 2026 yılı sonunda görevi bırakacak olan Antonio Guterres’in koltuğu için başlayan kapalı kapı yarışları, veto yetkisine sahip 5 daimi üyenin dudakları arasında şekillenen yeni güç pazarlıklarının sahnesiydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze üzerinden İsrail’e yönelttiği sert eleştiriler sırasında İsrail delegasyonunun salonu terk etmesi ve New York Belediye Başkanı’nın Netanyahu çıkışları, gerilimin sokağa ve kulislere ne denli sızdığının göstergesiydi.
Aynı esnada, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile Trump arasında yürütülen, hatta Kiev-Moskova hattında sessizce işleyen gizli mekik diplomasisi, resmi gündemin çok ötesinde yeni bir barış (ya da teslimiyet) mimarisinin inşa edildiğini fısıldıyordu. Tüm bu ağır, gri ve gergin atmosferin içinde, Haiti Geçiş Konseyi Başkanı’nın geçmişte yaşadığı o meşhur “sürahiden su içme” gafının sosyal medyada nostaljik bir tebessümle paylaşılması, insanlığın krizler ortasında bir miktar absürtlük ve nefes alma arayışının psikolojik bir yansımasıydı.
Yeni Dünyanın İnşası
BM Genel Kurulu bize gösterdi ki; 20. yüzyılın kurumlarıyla 21. yüzyılın krizlerini çözmek artık mümkün değil. Küresel enflasyondan teknolojik savaşlara, vize ambargolarından kırmızı halı diplomasisine kadar her şey, gücün merkezsizleştiğini ancak bir o kadar da acımasızlaştığını kanıtlıyor.
Gelecek, New York’taki cam sarayın kürsüsünde atılan süslü nutuklarda değil; sessiz sedasız kurulan ikili masalarda, vizelerin kimlere verilip kimlere verilmediğinde ve yapay zekânın şifrelerini elinde tutanların aldığı kararlarda şekillenecek. BM yok olacak, hatta şimdiden çıkalım diyenlere kullanışlı ama maksadını asla kullanmayacak bir araca dönüştü kanımca.
Emre Baktıroğlu