
okuduğumuz yıllarda Türkiye’nin çok
çalkantılı bir dönemine rastlamamızdır.
Okulda öğrenciler arasında kesif bir sol
görüş hâkimiyeti vardı. Benim gibi dinî
değerlerine bağlı kalmaya çalışan az
sayıda öğrenci bulunmaktaydı. Bu da ar
kadaşlar ile aramızda birçok tartışmalara
sebep oluyordu ve şahsen beni rahatsız
ediyordu.
Başka bir açıdan bakarsak da bu
tartışma ortamı bizlerin daha fazla oku
mamıza da sebep oluyordu. Bu nokta
dan düşündüğümüzde bizler için belli
faydalarının olduğunu da söyleyebilirim.
Üniversitede ise Boğaziçi Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitir
dim. Bu da başka bir dilin konuşulduğu
ve başka bir iklimi olan bir okuldu. Üni
versite dönemi tam 12 Eylül sonrası bir
devreydi. Okullarda öğrenci eylemleri
sona ermişti. Bu dönemde ben de okul
derslerinin yanında kendimi yetiştirme
ye yönelik farklı alanlara da yöneldim.
Akademik kariyer de düşündüğümden
öğrencilik dönemimi okumaya ve fikri
birikim yapmaya gayret ettiğimiz bir dö
nem olarak ifade edebilirim.
İş hayatına başlama yılları İstanbul’un
70’li-80’li yılları. O günlerin ekonomi
hayatı nasıldı? Hangi sektörler cazipti?
Ben Üniversitede okurken evlendi
ğimden aynı zamanda iş hayatına da
erken atılmak durumunda kaldım. Haya
limde akademisyenlik vardı ama ev ge
çindirme sorumluluğu da olduğundan
bir yandan iş kurmaya çabalıyordum.
Birçok sektörde çalışarak iş hayatında
yer aldınız. Türk iş dünyasının kuvvetli
ve zayıf tarafları hakkında
görüşleriniz nelerdir?
Geriye doğru baktığımda hakikaten ba
yağı gayret sarfettiğim yıllardı. Bizim aile
babam ve amcamlar, kuyumculuk ya
parlardı. Fakat nedense ben baba mes
leğine devam etmedim ve reklamcılık,
basım ve yayın alanına doğru kaydım.
Uzun yıllar devam etmiş olan baba mes
leğini yürütmemek tabii belli zorluklar
getirdi ama içine girdiğim alanı seviyor
dum. Genelde ben üretim merkezli uğ
raşları tercih ettiğimden hep bir şeyleri
sıfırdan kurmak ve geliştirmek gibi bir
yaklaşımım oldu. Reklamcılık, matba
acılık, ambalaj üretimi, zarf imalatı gibi
alanlarda girişimlerde bulundum. Birçok
ortaklıklar kurdum. Bunun dışında ticarî
mahiyette olmamakla birlikte eğitim sa
hasında da çeşitli teşebbüslerin içinde
yer aldım. Bazı arkadaşlarımla birlikte
çocuk yuvası ve ilköğretim döneminde
ki çocuklar için destek eğitim kurumları
türü yerler de kurup işlettik. Kurduğu
muz ve işlettiğimiz yapıların bir bölümü
şu an hâlâ faaliyetlerine devam ediyor.
Çocuk yuvamızı uzun dönem mü
dürlüğümüzü yapmış olan bir arkada
şımız sürdürüyor. İnsanın kuruluşunda
bulunduğu ve bir dönem emek verdiği
yapıların devam ettiğini görmek güzel
bir duygu.
2007-2016 arasında ise dijital yayın
cılık ve TV programcılığı yaptım. Benim
iş alanlarım genelde matbuat, dijital ya
yın, TV programları, belgesel yapımları
gibi yayıncılık ve eğitim sahası olarak
özetlenebilir.
Biraz önce de bahsettiğim gibi yo
ğun bir girişimcilik geçmişim oldu. Bu
rada gördüğüm en dikkat çekici nokta
girişimciler için sermayeye ulaşmak her
dönem zor olmuştur. İhtiyacınız olan
sermayeye ulaşmak için kendinizde veya
ailenizde kaynağınız yeterli değilse ciddi
bir bedel ödemek durumunda kalırsınız.
Türkiye’de dolaylı direk vergiler ve ile
direk dolaylı vergiler oranının yuvarlak
olarak söylersek %30 – %70 bandında
olması girişimciler için ciddi bir handi
kaptır. Kazansanız da kazanmasanız da
vergi, harç, damga pulu parası, muhta
sar, KDV, ÖTV öderseniz bu da belli bir
birikim sağlamayı zorlaştırır. Bir de bizim
iş hayatında olduğumuz devreler, Tür
kiye’de çok önemli krizlerin yaşandığı
dönemler olmuştur. 5 Nisan 1994, 1997
98 Uzakdoğu krizi, 2001 ve2007 krizleri
bunlardan bazıları olarak hemen akla
gelebilir. Bu krizlerin bazıları bizi menfî
etkilemişti, bazılarını daha sıkıntısız at
latmıştık. Ama Türkiye gibi bir ülkede
girişimcilik hakikaten çok zordur ve çok
ciddi ustalık gerektirir. Bir de girişimci
lere sanki çok önemli destekler sağlanı
yormuş gibi bir hava olsa da devletimi
zin bazı kurumlarının iş dünyasına her
zaman çok da kolaylık göstermediğini
hissederseniz. İş dünyası çoğu kere vergi
kaçıran, en ufak bir hatada cezalandırıl