
Thassos Adası Ege Denizi’nin en kuzeyinde, Yunanistan ana karasına sadece 10 km uzaklıkta bulunuyor. Türkiye sınırına ve İstanbul‘a en yakın Yunan adalarından biri. Coğrafi olarak Kuzey Ege’de bulunmasına rağmen idari olarak Kavala bölgesinin bir parçası.
Yunanistan’ın “en yeşil adası” olarak tanınan Thassos, diğer Ege adalarının kurak yapısının aksine, çam ormanlarıyla, devasa çınarlarla, kestane ağaçları ve yüz yıllık zeytinliklerle kaplı. Zengin doğası, turkuaz sulara sahip altın sarısı plajları, tarihi köyleri ve sakin atmosferiyle bilinen ada, oldukça popüler bir tatil merkezi. Ormanla denizin iç içe olduğu bakir koyları yürüyüş ve doğa aktivitelerine olanak tanıyor.

Adanın merkezi Limenas’ta bulunan Antik Agora, Akropol ve Arkeoloji Müzesi ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında. İç kısımlarında yer alan Panagia ve Theologos gibi köyler, geleneksel taş evleri, dar sokakları ve yerel lezzetleriyle ünlü. Thassos; çam balı, kaliteli zeytinyağı, şarapları ve zeytinleriyle gastronomi turizmi açısından da oldukça zengin.

Adaya ulaşım genellikle Türkiye sınırına yakın olan Kavala veya Keramoti limanlarından düzenlenen düzenli feribot seferleriyle sağlanıyor. Bizim de yolculuğumuz Keramoti Limanı’ndan başladı. Adaya geçiş için kullanılan feribotlar son derece lüks, temiz ve düzenli bir işleyişe sahip. Yarım saatte bir kalkan bu gemileri ve liman organizasyonunu görünce, deniz ulaşımı konusunda komşunun bizden fersah fersah ileride olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Üstelik fiyatlar da şaşırtıcı derecede makul. Feribotta aldığımız iki su ve bir bira toplamda sadece 5 Euro tuttu; yani bugünün parasıyla yaklaşık 260 Türk Lirası. Geçen yıl Yunanistan’a gittiğimde ödediğim rakamlar neyse, bu yıl da tamamen aynıydı. Anlaşılan o ki küresel enflasyon dalgası buraya pek uğrayamamış.
Doğaya Saygı ve İmar Disiplini
Adaya ayak basar basmaz insanı ilk çarpan şey, çevreye gösterilen o muazzam saygı oluyor. Thassos’un coğrafi yapısı çok net bir disiplinle korunmuş: Adanın sadece ön kıyı şeridi imara açık, arka tarafı ise tamamen sık çam ormanlarıyla kaplı yeşil bir örtü. İster istemez düşünmeden edemiyor insan; eğer burası Türkiye sınırları içinde olsaydı, muhtemelen adanın tamamı imara açılır, o güzelim çam ormanlarından tek bir dal bile geriye kalmazdı.
İki sene üst üste ziyaret ettiğim Yunanistan’da enflasyonun adeta sıfır noktasında seyretmesi, bütçeyi yormayan bir tatili mümkün kılıyor. Üstelik bizim kıyılarımızın aksine adada otoparklar tamamen ücretsiz. Fiyatların bu denli makul ve istikrarlı olması, işletmeler arasındaki rekabeti fiyatta değil, doğrudan hizmet kalitesinde artış yönünde teşvik ediyor. Adanın yolları son derece bakımlı, otobanları ise kusursuz.
Bu yıl Yunanistan genelinde 2 milyon Türk turistin ağırlanması bekleniyor. Ancak benim gözlemlerime göre Thassos’ta Türkler henüz azınlıktaydı. Adada daha çok Sırp, Bulgar, Romen, Alman ve Rus turistlerin oluşturduğu kozmopolit bir yoğunluk hâkimdi.

Adada kaldığımız süre boyunca durağımız, batı kıyısında, Skala Prinos’un hemen güneyinde yer alan Alea Hotel & Suites oldu. 35.000 m²’lik geniş ve yemyeşil bir bahçenin içerisine, doğanın siluetini bozmayacak şekilde serpiştirilmiş 1-2 katlı yapılardan oluşan bu 4 yıldız üstü tesis, sadece bir otel değil, adeta kendi içinde bağımsız bir tatil evreni sunuyor.
Kuzey Ege’nin turkuaz sularına sıfır konumda yer alan otelin kumsalından ufka baktığınızda, karşı kıyıdaki Kavala’nın büyüleyici siluetiyle selamlaşıyorsunuz. Tesiste geçirdiğim iki gün boyunca personelin son derece nazik, güler yüzlü ve her konuda yardım odaklı olduğunu gözlemledim. Servis kalitesini geçen yıla göre daha da artırmışlar. Ancak yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerekirse; ne kadar çabalasalar da Türkiye’deki hizmet kalitesini ve o eşsiz misafirperverlik standartlarını geçmeleri mümkün değil. Turizmde servis kalitesi denince bu işin mutlak zirvesi hâlâ biziz.
Alea Hotel, konaklama alternatifleri açısından oldukça zengin bir yelpazeye sahip. Özel havuzlu “Luxury Suite with Private Pool” odalarından, gün batımının tüm renklerini odanıza taşıyan “Deluxe Suite with Sunset View” seçeneklerine kadar 183 oda ve süit titizlikle tasarlanmış. Ayrıca günümüz trendlerine uyum sağlayarak tesise eklenen Padel Tenis kortları ve Elektrikli Araç Şarj İstasyonları, modern seyahat standartlarına ne kadar önem verdiklerinin bir göstergesi. Günün yorgunluğunu atmak isteyenler için kapalı havuzu ve masaj odalarıyla Alea Spa ise harika bir dinlenme vahası sunuyor.
Otelde yemek yemek de ayrı bir ritüel. Aegean Main Restaurant’da taze deniz ürünleri ve Akdeniz lezzetleri yerel malzemelerle sunulurken, Almyra Beach Bar’da ayağınız kuma değerken içkinizi yudumlayabiliyorsunuz. Ancak benim bu seyahatte en çok beğendiğim ve hafızama kazınan lezzet kesinlikle Bougatsa (Bugaçça) böreği oldu. Hem tuzlu hem de tatlı olarak servis edilebilen, ancak genellikle üzerine pudra şekeri ve tarçın serpilerek tatlı olarak sunulan bu çıtır börek, Thassos sabahlarının vazgeçilmez bir parçası.

Otel, yerel yaşamı hissetmek isteyenler için de mükemmel bir konumda. Balıklı mezeleriyle ünlü tavernaların ve el yapımı zeytinyağı satan dükkanların bulunduğu şirin Skala Prinos köyü otelden sadece 850 metre yürüme mesafesinde. Adanın tarihi merkezi Limenas ise 12 kilometrelik bir kıyı yolu mesafesinde yer alıyor. Bu yolda sürüş yaparken dalgaların şekillendirdiği kayalıklar ve küçük şapeller size eşlik ediyor.
Thassos, doğanın korunduğu, sakinliğin ve huzurun ön planda olduğu, bütçeyi yormayan tatil anlayışıyla Ege’nin en özel sığınaklarından biri. Yolunuzu bu güzel adaya düşürmenizi ve Alea’nın sunduğu bu dingin dünyayı deneyimlemenizi içtenlikle tavsiye ederim.
Murat TÜZEL
CHP İstanbul İl Başkanlığı Turizmden Sorumlu Komisyon Başkanı
Dünya Seyahat Gazetecileri ve Yazarları Federasyonu Üyesi