

2025 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 4,8 büyüyerek beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi. Ayrıca, ilk çeyrekte açıklanan yüzde 2,0’lık büyüme oranı da yüzde 2,3’e yukarı yönlü revize edildi. Böylece Türkiye ekonomisi, kesintisiz olarak 20 çeyrektir pozitif büyüme kaydetmiş oldu.
Büyümenin bileşenlerine bakıldığında iç talebin belirleyici rolü öne çıkıyor. Hanehalkı harcamaları büyümeye 3,4 puan, yatırımlar 2,2 puan, stoklardaki değişimler ise 1,2 puan katkı yaptı. Buna karşılık, net ihracat büyümeyi 1,4 puan, kamu harcamaları da 0,6 puan aşağı çekti.
Burada dikkat çeken nokta, ihracatın tek başına büyümeye artı 0,4 puan katkı yapmasına rağmen, ithalattaki artış nedeniyle net ihracatın katkısının eksi 1,4 puan olmasıdır. Yani Türkiye’nin ihracat gelirleri büyümeyi desteklerken, daha yüksek oranda artan ithalat bu katkıyı fazlasıyla gölgeledi. Net ihracatın üst üste üç çeyrektir negatif katkı vermesi, büyümenin giderek iç talep ve ithalata dayalı bir yapıya büründüğünü gösteriyor.
Oysa sağlıklı ve kalıcı bir büyümenin ancak üretim ve ihracatla gerçekleşebileceğini unutmamamız gerekiyor. İhracatın büyümeye yön verdiği dönemlerde, ekonomide hem üretim kapasitesi hem de istihdam daha dengeli ve sürdürülebilir biçimde artıyor. Rakamlarda da görüyoruz ki rekabetçilikte yaşanan zorluklar ihracatın ivmesini sınırlamaya devam ediyor. Küresel pazarlarda rekabetçiliğimizi güçlendirecek, ihracatçının önünü açacak politikaların hayata geçirilmesi bu nedenle kritik önem taşıyor.
Her şeye rağmen büyümenin pozitif seyri umut verici. Önümüzdeki dönemde rekabet gücünü artıracak ve ihracatı yeniden büyümenin taşıyıcı sütunlarından biri haline getirecek adımların atılmasıyla, daha dengeli ve dışa açık bir büyüme patikasına girileceğine inanıyoruz.